Hızlı yiyenlere kotü haber
Mide kanseri ile beslenme ilişkisinin araştırıldığı çalışmada, yemekleri çok sıcak yemenin 3.3, çok hızlı yemenin 5.4 kat risk yarattığı belirlendi.
Mide kanseri ile beslenme ilişkisinin araştırıldığı çalışma, yiyeceklere fazla tuz eklenmesinin 4.2, gün aşırı tuzlu ayran tüketiminin 1.8, tuzlu tereyağının 1.5, her gün ve her öğün turşu yenilmesinin 7 kat; sucuğun haftada 1-2 kez tüketilmesinin 3, haftada 1-2 kez hamur tatlısı tüketilmesinin 7.5 kat risk taşıdığı belirlendi.
Çalışmada, yeşil yapraklı sebzelerin, soğan ve sarımsağın günde bir kez tüketilmesinin ise mide kanseri riskini azaltığı, helikobakter piloriden korunulması ve tanı halinde mutlaka tam tedavinin şart olduğu ifade edildi.
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Medikal Onkolog Prof. Dr. Şuayib Yalçın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beslenme şekli ile mide kanserinin birbiri ile ilişkili olduğunu söyledi.
Mide kanserinde tedavi seçeneklerinin kısıtlı olduğunu, bu nedenle koruyucu hekimliğin önem kazandığını vurgulayan Yalçın, beslenme şekli, yaşam tarzı değişikliği ve tütün kullanımının sonlandırılması ile riskin önemli ölçüde azaltılabileceğini ifade etti.
Yalçın, mide kanseri tanısı konmuş yetişkinlerin beslenme ve yaşam tarzına ilişkin alışkanlıklarının mide kanseri riski üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılan çalışmada önemli sonuçlar elde edildiğini belirtti.
Çalışmada, tüm katılımcılara beslenme alışkanlıklarını ve besin tüketim sıklığını saptayacak nitelikte bir anket uyguladığını belirten Yalçın’ın verdiği bilgiye göre, katılımcılar çalışmadan 3.5 ay önce tanı konulan hastaları kapsıyor.
Çalışmada, tanı almadan önce mide kanserli hastaların yüzde 55.7′sinde bir ya da daha fazla tanı konmuş mide hastalığının varlığı dikkat çekiyor. En sık görülen mide hastalıklarının başında yüzde 50.9 gastrit ile yüzde 44.1 ülser geliyor.
Mide kanserli hastaların yüzde 12.3′ününe, kontrol grubundakilerin ise yüzde 8.5′inin ailesinde mide kanseri öyküsü bulunuyor.
-SİGARA VE ALKOL KULLANIMININ ETKİSİ BÜYÜK-
Çalışma grubunda sigarayı bırakan ve hala içen kişilerin yüzde 59,4′ünün, 13-23 yıl boyunca günde 13-22 adet sigara içtikleri belirtiliyor. Kontrol grubundakilerin yüzde 55,7′sinin de 11-23 yıl 8-12 adet sigara içtiği ifade ediliyor.
Öte yandan, her iki grupta alkol kullanma oranları çok fazla olmamakla birlikte, mide kanserli hastaların tükettikleri alkol miktarının kontrol grubundakilerden anlamlı derecede fazla olduğu vurgulanıyor.
-FAZLA TUZ TÜKETİMİ MİDE KANSERİNİ TETİKLİYOR-
Çalışmanın en dikkat çekici sonuçları ise şöyle:
”Çok hızlı yemek yemek, mide kanseri riskini yaklaşık 5.4 kat arttırıyor.
Yemekleri çok sıcak yemek, istatistiksel açıdan önemsiz olmakla birlikte 3.3 kat risk yaratıyor.
Yemeklerin tuzlu yenilmesi, tuzsuz yenilmesine oranla mide kanseri riskini anlamlı derecede yükseltiyor. Bu nedenle, sofrada tadına bakmadan yiyeceklere tuz eklenmesi riski yaklaşık olarak 4.2 kat artırıyor.
Mide kanseri açısından gün aşırı tuzlu ayran tüketimi 1.8, tuzlu tereyağı 1.5 riske yol açıyor.
Tuzlu çekirdek her gün tüketilen bir yiyecek olmamasına karşın, gün aşırı tüketilmesi halinde riski yaklaşık 1.3 artırırken, her gün ve her öğün turşu yenilmesi de 7 kat risk yaratıyor.
Günde bir kez kırmızı et tüketilmesi mide kanserine yol açabiliyor. Özellikle, işlenmiş et ürünü olan sucuğun haftada 1-2 kez tüketilmesi ortalama 3 kat risk yaratıyor.
Çalışmada, şeker kullanımına da dikkat edilmesi tavsiye ediliyor. Haftada 1-2 kez hamur tatlısı yenilmesi, mide kanseri açısından 7.5 kat risk taşıyor.
Sık tüketim açısından kolalı içecekler riski yaklaşık 3.4 ve gazlı içecekler 6 kat artırıyor.
-SOĞAN VE SARIMSAK TÜKETİLMESİ RİSKİ AZALTIYOR-
Yeşil yapraklı sebzeler, soğan ve sarımsağın günde bir kez tüketilmesi, mide kanseri riskini azaltıyor.
Mide kanserinden korunmak için, turşu, salamura yiyecekler ve hazır çorba gibi çok miktarda tuz içeren yiyeceklerden uzak durulması, peynir gibi çok tuzlu yiyeceklerin tuzsuzlarının tercih edilmesi öneriliyor.
Şeker ve şekerli yiyeceklerin mümkün olduğunca az tüketilmesi, vücut ağırlığının korunması tavsiye ediliyor.
Diyette tuz ve tuzlu besinlerin tüketiminin azaltılması, sebze ve meyve tüketiminin arttırılması, sigaranın bırakılması ve helikobakter piloriden korunulması ve tedavi edilmesi gerekiyor.
Kalbimize yeni bir tehdit: ağrı kesiciler
Sağlık örgütlerinin son zamanlarda üzerine durduğu bir konu:ağrı kesiciler.
İngiliz Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre etken maddesi “ibuprofen” olan ağrı kesici ilaçlar, inme riskini 3 kat artırıyor. “Diclofenac” ve “etoricoxib” içeren ilaçlar ise kalp krizi ve inmeden ölme riskini 4 kat artırıyor.
Araştırma İsviçre’deki Bern Üniversitesi bilim insanları tarafından yapıldı. Araştırmayı yapan ekibin başkanı İsviçre’deki Bern Üniversitesi’nden Prof. Dr. Peter Juni, çok kronik ağrıları olduğu için sürekli ilaç alan ve kalple ilgili sağlık sorunu olan yaşlıların risk altında olduğu vurgulayarak “Eğer sadece başınız ağrıdığında ilaç alıyorsanız, 65 yaşın altındaysanız, kalp hastalığınız yoksa, kolesterol verileriniz normalse ve sigara içmiyorsanız sorun yok.” dedi.
Açıklamaya göre aşırı derecede ağrı kesici kullanımı, bağımlılık da yapıyor. Özellikle orta yaş ve sonrasında görülen sık ağrı kesici kullanımı, bilim insanları tarafından alkol ve sigara bağımlılığı gibi kişinin kendi kendine asla vazgeçemediği ve tedavi gerektiren bir sağlık sorunu olarak görülüyor.
Diş sağlığı ve çocuklar
Diş fırçalama alışkanlığını kazanmak için
birkaç pratik ipucuda bizden.
Sağlıklı diş ve diş etlerinin ilk adımı bebeklik döneminde başlıyor. Diş temizleme alışkanlığı
kazandırılan çocuklar ileri yaşlarda da sağlıklı dişlere ve diş etlerine sahip oluyorlar. Bütün bir yaşam
boyunca sağlıklı dişlere sahip olmanın çocukluk döneminde elde edilen diş fırçalama alışkanlığı
ile olduğunu söyleyen Diş Hekimi Özlem Acar çocuklara diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak için
önerilerde bulunuyor.
Çocuklara diş fırçalama alışkanlığı kazandırma yolları;
Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın.
Çocuklar sizi ne kadar sık diş fırçalarken görürse sizi örnek alarak bu alışkanlığı edinecektir.
Çocuklara çeşitli renklerde sevdiği birkaç fırça alın. Hatta bulabiliyorsanız sevdiği bir karaktere ait diş
fırçalarını da alın.
Farklı renklerde diş macunları alın. Her fırça ile farklı macunlar kullanarak değişik kombinasyonlar
yapın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
Bir diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın. Bir
ayın sonunda pano eksiksiz dolarsa onu ödüllendirin.
Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun yaklaşık
2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
Dişlerini fırçaladıktan sonra mutlaka takdir edin ve onu ödüllendirin.
Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını
gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu ona
aynada gösterin.
Diş hekimiyle tanışması ne kadar erken olursa, bilinçlenme de o kadar kolay olur. Dişlerinde problem
olmasa bile 6 ayda bir kontrole gelmesi hem diş hekimi korkusunu yenmesi hem de diş fırçalama ve
bakımına özendirilmesine yardımcı olur.
Çağdaş bir sorun:laptop yanıkları
Eskiden elektrikli ısıtıcıların önünde fazla kalan insanlarda ortaya çıkan yanık izleri, dizüstü bilgisayarlarını doğru şekilde doğru kullanmayan kullanıcılarda da kendini göstermeye başladı.
En yeni olay, birkaç ay boyunca dizüstü bilgisayarını korumasız, bacaklarının üstüne koyan ve oyun oynayan 12 yaşında bir çocuğun başına geldi. Bilgisayarın sol tarafının ısındığını fark etmesine rağmen konumunu değiştirmeyen gencin başına geleni ise yandaki fotoğrafta görmek mümkün.
Diğer bir olaysa, günde 6 saat bilgisayarında vakit geçiren bir bayanın başına geldi.Bilgisayarını korumasız bir şekilde bacaklarının üstüne koyan bu bayanın da bacaklarında, uzun süre güneşte kalanlarda oluşan yanıklar meydana geldi. İncelenen dizüstü bilgisayarın ısındığı zaman sıcaklığının 52 C dereceyi bulduğu anlaşıldı.
Seyrek de olsa bu gibi durumlar deri kanserine de neden olabiliyor. Dizüstü bilgisayarlarınızı kullanırken altına ısıyı geçirmeyen korumalar koymanızda oldukça fayda var.
Çocuklarda Beslenme Şekilleri
Çocuklarda Beslenme ve Yeme Sorunları
Yaşamın en temel gereklerinden biri olan beslenme aynı zamanda anne çocuk arasındaki ilk ilişki biçimidir. Bu ilişki biçimi anne ve çocuğun bedensel ve ruhsal yapılarını direkt ilgilendiren yönüyle dikkat çekicidir. Yeni doğan bir bebeğin anne memesini emmeye başlamasıyla süt salınımı başlar. Emme işlevi bebeğin beslenmesi yanında, anneye temas sayesinde ruhsal doyum ve güven duygusunun oluşmasını sağlar. Biberonla beslenen bebeklerde de günün belli saatlerindeki beslenme alışkanlığı bu doyumu sağlamaya yöneliktir.
Bebek 10-12 aylık oluncaya kadar beslenmesi için mutlaka başka birine ihtiyaç duyar. Bu dönemde bebek için anne her şeyden önce besin sağlayan bir varlıktır. Dolayısıyla çocuk
Zihnine göre, yemek verilmesi (çocuğun beslenmesi) sevginin, verilmemesi ise cezanın belirtisidir. Benzer şekilde anne de, çocuğun yiyeceği kabulünü sevilme, reddini ise reddedilme, verilmeme olarak algılar. Anne ile beslenme işlevi arasındaki bu yakın ilişki nedeniyle, anne-çocuk arasındaki her türlü çocukta beslenme problemi olarak karşımıza çıkabilir.
Bebeklik döneminde oluşabilecek beslenme sorunları
Anne memesini veya biberonu kabul etmeme emme güçlüğü
Bu durum doğum sonrası ilk birkaç gün içinde beslenme tekniğinde, yani bebeği tutuş pozisyonu, biberon emziğinin delik büyüklüğü vs. gibi hatalar nedeniyle geçici olarak oluşabilir. Ancak, emme güçlüğü olan, emmeyi beceremeyen ya da emerken çabuk yorulan bebeklerde, enfeksiyonlar, kalp-damar, sinir ve sindirim sistemi hastalıkları gibi bedensel hastalıklardan biri var olabilir.
İshal-Kabızlık
Aşırı beslenme, sindirim sistemi enfeksiyon hastalıkları, ilaçlar, süt alerjisi gibi nedenler ishale neden olabilir. Yetersiz sıvı alımı, bağırsak hastalıkları gibi nedenler de kabızlığa yol açabilir. Psiko-sosyal faktörler ishal ve kabızlık oluşumunda etkilidir.
Kusma
Aşırı beslenmeden kaynaklanan basit bir kusma olabileceği gibi bedensel bir hastalığın belirtisi olarak da görülebilir. Bazı psikolojik sorunlar kusma şeklinde belirti verebilir. Çocuklar da sık görülen psikolojik nedenli belirtiler içinde ön sıralarda kusma ve karın ağrısı yer alır.
Karın ağrısı
Başka belirtilerin eşlik etmediği ve bedensel neden bulunamadığı durumlarda karın ağrısı bir stres belirtisi olarak ele alınır. Bebekliğin ilk aylarında sık görülen ve bebeği oldukça rahatsız eden kolik ağrıları bu türden ağrılardır. Burada psikolojik etkenlerin bebek sindirim sisteminin çalışma biçimini etkileyerek ağlama krizleri ile seyreden rahatsızlığı oluşturduğu düşünülmektedir.
Yukarıda sözü edilen sorunlarda öncelikle bedensel bir hastalık olup olmadığı araştırılır. Eğer bedensel bir neden bulunamazsa o zaman psikolojik nedenlere yönelinir.
Doğum sonrasında annedeki isteksizlik, çabuk sinirlenme, tahammülsüzlük ya da istenmeden hamile kalınan bebeğe duygusal yatırımdaki eksiklik nedeniyle bebekte beslenme sorunları oluşabilir. Bebeğini her kucağa alışında sıkıntı yaşayan bir annenin bebeği de huzursuz olur, emmez, devamlı ağlar. Bu durum annenin sıkıntısını bir kat daha artırır. Annenin yapması gereken, bu sıkıntıları ve gerginlikleri azaltacak yolları bulmaya yönelik psikiyatrik yardım almaktır.
Normal olarak çocuk 2-3 yaşlarına geldiğinde iştahı azalır. Buna çocuğun o yaştaki doğal negativist tutumu da eklenince anne ve baba huzursuz olur. Çocuk artık sevdiği ve sevmediği yemekleri ayırmaya başlar. Bu konuda taviz vermez. Ancak bu karşıt tutum geçicidir. Eğer Çocuğun iştahı doğrultusunda yemesine izin verilmezse ciddi yeme problemleri gelişebilir.
Okul döneminde ise çocuğun iştahı yerine gelir. Bu yaştaki bir çocuk aile içi sorunlar nedeniyle emek yemeyi anne baba için adeta bir silah olarak kullanabilir.
Büyüme geriliği
Yaşıtları ile kıyaslandığında o yaştaki bir çocuğun olması gereken asgari boy ve kiloya ulaşamayan çocuklarda büyüme geriliğinden söz edilir. Büyümeyi belirleyen iki önemli faktör vardır: bunlar genetik (kalıtım) ve çevresel faktörlerdir, çevresel faktörlerin başında beslenme gelir. Gelişim döneminde çocuğun beslenmesini bozan her türlü süregen hastalık beslenme bozukluğu oluşturabilir. Ayrıca bu dönemde psikolojik etkenlerde büyümeyi engelleyebilir.
Büyüme özellikle annenin çocuğuna yeterli ve kaliteli bir akım vermesine bağlıdır. Anne çocuk arasındaki ilişkiyi bozabilecek annedeki bunaltı, çökkünlük huzursuzluk ile çocuğu ret ve evlilik sorunları bu bakımın verilmesini zorlaştırır. Anne ve babanın var olan sorunlarını çözebilmeleri için psikiyatrik yardıma ihtiyaçları olabilir.
İştahsızlık
Yemek istememe ya da az yemek yeme olarak tarif edilen iştahsızlık günümüzde annelerin önemli bir kısmının şikayet ettiği konuların başın gelmektedir. İştahsızlık birçok hastalığın belirtileri arasında sayılır, Bu nedenle iştahsızlığın nedeni araştırılmalıdır. Ancak iştahsızlığın görece bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Çocuk yaşının gerektirdiği ve ihtiyacı kadar besini alabilir. Bazı anne ve babalar çocuklarının iştahsızlığından söz ederken bu gerçeği görmezlikten gelir ve çocuğunun yaşının ve gelişiminin üzerinde besin almasını arzularlar. Çocuğun iştahsız olduğuna anne baba değil hekim karar vermelidir Yaşının gerektirdiği kadar besin alan çocuklar anne baba tarafından iştahsız olarak nitelenip yemek için zorlanabilmektedir. Bu durum ebeveyn çocuk arasındaki ilişkiyi zedelemekte ve çocuğun gerginliğini artırmaktadır Bir noktadan sonra çocuk yememeyi silah olarak kullanır ve ilişki daha da bozulur. Herşeyden önce yemek evde sürtüşme konusu olmaktan çıkarılmalı ve çocuk gerçekten iştahsız ise hekimin önerileri dahilinde beslenme programı uyulmalıdır.
Şişmanlık
Çocuğun olması gereken kilodan %20 daha fazla kiloya sahip olmasına şişmanlık denir. Şişmanlık çocukluk çağında ender değildir Özellikle gelişmiş ülkelerde ve ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocuklarında sık görülür. Şişman çocukların çoğu bebekliğinde de şişmandır. %60-80 kadarı erişkin yaşta da şişman olacaktır.
Çocukta şişmanlık problemi genellikle aşağıda belirtilen şekillerde gündeme gelir.
Öğretmen ya da aile dışındaki insanlar çocuğun şişman olduğunu söyleyebilirler.
Aile çocuğun kilo aldığından endişelenebilir
Özellikle yaşı büyük kız çocuklar kendisinin şişman olduğundan yakınabilir.
Çocukta şişmanlığın nedenlerini şöyle sıralayabiliriz.
1- Hastalıklar: Bazı hormonal ve kalıtımsal hastalıklar çocukta şişmanlığa neden olabilir.
2- Kalıtım: Ailesel olarak kilo almaya yatkınlık olabilir. Bu çocukların anne ve babaları da şişmandır.
3- Fazla miktarda kalorili besin alımı: Çocuğun harcadığından daha fazla miktarda kalori alımı şişmanlığa yol açar. Bu çocuklar çok yer, az hareket ederler.
4- Ailenin yeme alışkanlığı: Anne sütü yerine hazır mama alan çocuklarla, abur cubur yemeyi seven ve unlu mamüllerin tüketiminin fazla olduğu ailelerin çocuklarında şişmanlık riski fazladır.
5- Stres: Çocukta stres oluşturacak olaylar aşırı derecede yemeye neden olabilir. Stres anında yemenin bilişsel kontrolünün azaldığından söz edilmektedir. Bazı anneler aşırı koruyucu ve kollayıcı bir tavırla adeta acıkmasına izin vermeden ellerinde bir tabak ile çocuğun peşinde dolaşırlar. Bu tavır çocuğun kendi yeme otonomisini (bağımsızlığını) kazanmasını engeller. Çocuk artık kendi denetimini yapamamakta ve önüne sunulan herşeyi yeme zorunluluğu hissetmektedir.
Şişmanlıkları diğer çocuklar hatta erişkinler tarafından alay konusu edilen bu çocukların genellikle öz güvenleri azdır. Alıngan ve hassas yapılan nedeniyle kolay kırılır ve gücenirler. Anoreksi ve bulimi gibi hastalıklar için şişmanlık bir risk faktörüdür. Tedavide diet programlan ile davranış ve bilişsel psikoterapi yaklaşımları uygulanır.
KATI GIDALARI YUTAMAMA
Bebeklik dönemlerinde çocuklar yutkunma becerileri tam gelişmediği için katı gıdaları yiyemezler. Ancak 2 yaş civarında katı gıdaları çiğneyip yutma becerileri gelişir. Anneler katı gıdalar konusunda endişesi nedeniyle bazı çocuklarda katı gıdaları yememe ve mutlaka püre şeklinde yeme alışkanlığı gelişebilir. Bu durum ilerleyen yıllarda da devam eder ve çocuk 4-5 yaşlarına geldiği halde katı gıdaları reddedebilir. Bazen bu durum fobi halini alır ve çocuk katı gıdaları yutmaktan korkabilir. Ayrıca yediği bir şeyi nefes borusuna kaçıran ve tıkanan bir çocukta bu olayın getirdiği korku ile daha sonra yutma fobisi gelişebilir.
Parlak Bir Cilt İçin
Cildiniz Işıltısını ve Parlaklığını Kaybettiyse Tekrar Canlılık ve Parlaklık Kazandırmak İçin Yapmanız Gerekenler.
Soğuk Su
Soğuk su damarlarınızı daraltarak geceden kalma cildinizi lekelerden temizler. (Ayrıca gün ortasında ihtiyaç duyduğunuzda bir sprey şişesinden yüzünüze su püskürtebilir veya nemli bir havluyla cildinizi temizleyebilirsiniz.) Cildinizdeki sabah kızarıklığını gidermek için yüzünüzü papatya içerikli bir temizleyici ile silin.
Nane Koklayın
Uzmanlar, nane kokusunun beyni uyardığını belirtiyor, içinde nane veya benzeri canlandırıcı kokular olan bir duş jeli ile yıkanın. Ölü hücrelerinizden kurtulmak için de banyo lifi kullanabilirsiniz. Lifin verdiği his de sizi canlandırmaya yardımcı olacaktır.
Göz Altındaki Morluklar
Şişmiş gözlerinizin üzerine koyacağınız salatalık dilimleri veya kafein içerikli bir losyon damarları daraltır ve göz altındaki sıvı birikimini azaltır.Göz çevresinde sarkan bölgeleri ise peptid içeren bir krem kullanarak sıkılaştırmanız mümkün.
Detoks Maskesi
Cansız görünümlü cildinizi kendine getirmek için, bir el havlusunu taze sıkılmış portakal suyunun içine batırın. Fazlasını sıktıktan sonra havluyu beş dakika boyunca yüzünüzün üzerinde tutun. C vitamini de cildinizdeki renk farklılıklarını gidererek yüzünüze ışıltı verir.
Krem
Enerjiniz tükendiğinde, vücudunuzun fonksiyonları daha yavaş ve yetersiz çalışmaya başlar. Hücreleriniz su kaybeder ve cildiniz kurur, içerisinde besleyici vitamin ve proteinler bulunan bir nemlendirici ise cildi onarır.





